sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ocak 2017 Perşembe

Sağlıklı Yaşamak için Gıda Takviyelerin hayatımızdaki yeri - The Place of Food Rebels in Our Life fo





Çoğumuz  sağlıklı beslendiğimizi ve sağlıklı yaşadığımızı düşünürüz...  Peki aldığımız gıdalardan ne kadar eminiz ? Genetiği ile oynanmış ve böcek ilaçları ile korunan meyve ve sebzeler - tavuk ve et, havadan  metal ve kurşun soluyoruz.
Yediklerimize dikkat etmeye çalışırken bile, yediklerimizin içinde artık olmadığını bildiğimiz vitamin minerallere hasret ile yaşıyoruz.

Çevremizden duyduklarımızı uygulamaya çalışıyoruz ama belkide bilmeden daha fazla kirlilik bedenimize sokuyoruz.

Bedenimiz öyle bir çıkmaza giriyor ki, yavaş yavaş hastalanmaya başlıyor...

Normalde insan ömrü 150  yıl olduğu belirtiliyor ve Türkiye ortalaması  65 yaş.

Şu anda Kalp krizi ülkemizde vede tüm dünyada 1 numaralı ölüm sebebi olara görülmekte

Son dönemde kalp krizi görülme yaşı gittikçe düşmektedir. 30 yaş altında görülen kalp krizleri şaşırtıcı bir olay olmaktan çıkmıştır.

Artan sağlık problemlerinden dolayı, son zamanlarda Koruyucu hekimlik ve tamamlayıcı tıp önem kazanmakta.  

Peki sağlıklı yaşamak ve yaş almak için bir formül varmı?




2 Ocak 2017 Pazartesi

Kanser'den nasıl Korunulur? Çok Önemli !!!


 
 
Her doktor öğrenciliği sırasında Otto Warburg'un buluşunu öğrenir.
1930'lu yıllarda Warburg kanserin en temel biyokimyasal sebebini, yani sağlıklı bir hücreyi kanser hücresinden ayıran şeyin ne olduğunu bulmuştur. Bu, o kadar önemli bir buluştur ki, Otto Warburg'a Nobel Ödülü kazandırmıştır.
Otto Warburg'a göre kanserin bir temel sebebi vardır. Bu da, vücudun normal hücrelerinin oksijenli solunumunun, oksijensiz – anaerobik - hücre solunumuyla yer
değiştirmesidir.
Warburg'un buluşu bize başka neleri anlatmaktadır?
Birincisi, kanser, normal hücrelerden çok farklı bir biçimde metabolize olmaktadır. Normal hücreler oksijene ihtiyaç duyar; kanser hücreleri oksijenden kaçınır.
Hiperbarik oksijen terapisi alternatif kanser tedavisi uygulayan kliniklerde kullanılan bir yöntemdir.
Bu buluşun bize anlattığı başka bir şey de, kanserin bir mayalanma (fermantasyon) süreciyle metabolize olduğudur.
Kanserin metabolizması normal hücre metabolizmasından 8 kat daha büyüktür.


Yukarıda söylediğimiz her şeyi birleştirirsek ortaya şu tablo çıkıyor: Vücut, kanseri beslemeye çalışırken mütemadiyen kapasitesinin üstünde çalışır.
Kanser devamlı açlıktan ölmenin eşiğindedir ve vücuttan kendisini beslemesini talep etmektedir.
Besin alımı kesilirse kanser açlıktan ölmeye başlar. Tabii kendisini beslemek için vücudun şeker üretmesini sağlayamazsa...
Proteinlerden şeker. Bu ziyan sendromuna kaşeksia (cachexia) denir. Kaşeksia vücudun proteinlerden (evet, doğru duydunuz, karbonhidratlardan veya yağlardan değil de, proteinlerden) "glükoneogenez" (yeniden glükoz yapımı) işlemiyle, şeker elde etmesidir.
Bu şeker kanseri besler. Vücut sonunda, kanser hücresini beslemeye çalışırken kendisi açlık çeker.
Şimdi, kanserin şekerle beslendiğini öğrenmişken, onu şekerle beslemek mantıklı geliyor mu size?
Yani karbonhidratlardan zengin bir diyet uygulamak?
Bugün, kansere karşı uygulanan birçok besin terapisi mevcuttur (işe de yaramaktadırlar).
Çünkü günün birinde birisi şeker ve kanser arasındaki bağlantıyı görmüştür.
Bu terapilerde, karbonhidratlar bakımından zengin gıdalara izin verilmez.
Terapilerin hiçbirinde şekere de izin verilmez. Çünkü şeker kanseri beslemektedir.
Peki doktorunuz bu gerçekleri size neden söylemez? Kim bilir?
Belki doktorunuz kanseri tedavi edecek kişinin siz değil, kendisi olduğunu düşünmektedir.
Belki Otto Warburg'un buluşunu duymuştur ama geri kalan parçaları tamamlayamamıştır.
Belki de beslenmeyle ilgili hiçbir şey öğrenmemiştir.
Aslında 1978'e kadar ABD'nin resmi kuruluşlarından biri, beslenmenin kanserle bir ilgisi olmadığını iddia etmekteydi!!!!
Kanser ve şeker bağlantısından haberdar olanlar ise, dikkate değer terapilerle ortaya çıktılar.
Bunlardan biri 'Laetrile'dir.
Kaşeksialı hastaların yüzde 50'den fazlasında glükoneogenez sürecini durduran hidrazin sülfat bunlardan bir diğeridir.
Bugün, Minnesota Üniversitesi kemoterapi alanında bir "akıllı bomba" üzerinde çalışmaktadır.
Akıllı bomba diyebileceğimiz ilacın üzerinde bir kaplama vardır.
İlaç, vücutta oksijensiz bir bölge ile karşı karşıya geldiğinde bu kaplamayı üzerinden atar.
Kanseri yok etmek için kemoterapiyi serbest bırakır. Çünkü, vücutta oksijensiz tek alan, kanserli bölgedir.
Kanser hücresini aç bırakmaya çalışan besin terapileri de vardır.
Kanserin ne sevdiğini bilen hasta, bunları yemekten kaçınır.
Kanser, çiğ yiyeceklerdense, pişmiş yiyecekleri sever.
Pişirme işlemi, besinlerdeki enzimleri ve vitaminleri yok etmektedir.
Bir de, kanserin şeker sevdiğini aklınızdan çıkarmayın.
Kanserinizi sevmiyorsanız, onu beslemeyin!
Şeker yerine tatlandırıcı kullanmak çözüm değil
Şeker yerine tatlandırıcı kullanmayı düşünüyorsanız, başka bir tuzağa düşmüş olursunuz.
Tatlandırıcıların da vücuda ciddi zararları olduğu, yapılan araştırmalarla kanıtlandı.
Örneğin, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), sakarin içeren her türlü gıda maddesinin üzerine "Sağlığa zararlıdır. Hayvanlar üzerinde yapılan testlerde kansere yol açmıştır."ibaresinin konmasını şart koştu.
Aspartam ve sükraloz gibi diğer tatlandırıcılar da yan etkileri nedeniyle uzak durulması gereken gıdalar arasında.
 (Editörün notu: Ama maalesef hiç birinin üzerinde böyle bir ibare yok).
Kaynak: International Wellness Directory. Son iki yüzyıldır şeker tüketimi nasıl arttı?
İngiltere'de 1815'de 5 kg cıvarında olan kişi başına yıllık çay şekeri tüketimi 1970'de 50 kg 'ın üzerine çıkmıştır. 1
970-2000 yılları arasında ABD vatandaşları önceki yıllara oranla yılda 100 litre daha fazla şekerli meşrubat tüketmişlerdir.
Türkiye'deki durum da artık çok farklı değildir. Çocuğu ile büyüğü ile çılgınca şeker ve beyaz un kullanılmaktadır.
Bütün bu bilgiler kanserlerin niçin arttığını göz önüne açıkça sermektedir.
Aşağıdaki tedbirlerle kanserlerin en az üçte ikisi önlenebilir;
* Un ve şekerden kaçınarak insülin direncini yenin.
* Hiçbir şekilde tatlandırıcı ve tatlandırıcı içeren 'light' hafif yiyecek ve içecek tüketmeyin.
* Katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş gıdaları yemeyin. Taş devri diyetini uygulayın.
* Bol taze sebze ve meyve yiyin.
* Yeterli omega-3 alın; ayçiçeği, mısır, soya, pamuk ve margarin gibi yağları diyetinizden çıkartın.
Bunların yerine zeytinyağı ve doğal hayvani yağları (tereyağı, iç yağı ve kuyruk yağı) yiyin.
* Kefir, yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza gibi probiyotiklerden (faydalı mikroplar) zengin gıdalarla beslenin.
* Özgür dolaşan hayvanların etini ve yumurtasını yiyin.
* Pastörize sütlerden mümkün olduğunca kaçının. Kutu sütü tüketmeyin. Mümkünse manda sütü kullanın.
Süt yerine süt ürünlerini (yoğurt, peynir) tercih edin.
* Günde iki diş sarımsak ve/veya 1 baş kuru soğan tüketin.
* Günde 1-2 tatlı kaşığı zerdeçal tozu tüketin.
* Yeşil ve siyah çay tüketin (şekersiz!!!!).
* Stresten uzak durun.
* İyi uyuyun.
* Çevresel toksinlerden ve sigaradan uzak durun.
* D vitamini düzeylerinizi yükseltmek için dengeli bir şekilde güneşlenin ya da D vitamini takviyesi alın.
* Yeteri derecede egzersiz yapın!!!!
* Asla alkol kullanmayın.
* İşlenmiş soya ürünü yemeyin.
* Yemekleri geleneksel yöntemler (buğulama, buharda pişirme) ile pişirin. Turbo fırınlar da kullanılabilir.
* Hızlı pişirme yöntemleri (mikrodalga gibi) besin kayıplarına yol açar; ayrıca kanserojen olabilirler !!!!
* Daha çok toprak (güveç), cam ya da kalaylı bakır kapları tercih edin. Emaye ve çelik tencere daha sonraki tercihlerdir.
* Teflon ve alüminyumu ise kesinlikle kullanmayın.
Prof. Dr. Ahmet AYDIN İÜ Cerrahpaşa Tıp Fak. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ABD Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı

 İnsanoğlunun en kötü 3 icadını asla unutmayın
1. Eroin
2. Atom bombası
3. Şeker
Dr. Ahmet ALTINER

1 Ocak 2017 Pazar

Vitamin ve Depresyonun İlişkisi




İyi Bir Vitamin Takviyesi Tam Tamına Doktorun Yazdığı Olabilir. Hiç, depresyon için bir vitamin alabilmeyi umdunuz mu? Evet, bazılarınız için bu iş bu kadar basit olabilir. Depresyon belirtilerine yol açan pek çok vitamin yetersizliği vardır...


B-Kompleks Vitaminleri

B-Kompleks vitaminleri fiziksel ve ruhsal sağlığımız için yaşamsal önemdedir. Bunları vücudumuzda biriktiremeyiz, dolayısıyla tamamen dışarıdan, günlük beslenmemizle alınmasına ihtiyacımız vardır.
B vitaminleri alkol, rafine şekerler (çay şekeri gibi kana çabuk karışan şeker tipleri, çeviren) nikotin ve kafein tarafından yok edilir (tanıdık geliyor mu???, çeviren), bu nedenle pek çok insanın bu vitaminlerce yetersiz düzeyde olması normaldir.

İşte B-Kompleks vitaminleriyle depresyon arasındaki bağa ilişkin güncel bulguların bir özeti:
B1 Vitamini (tiyamin): Beyin bu vitamini glükoz veya kan şekerini yakıta çevirmek için kullanır. Onsuz, beyin enerji bakımından yetersiz düşer.
Bu da bitkinlik, depresyon, sinirlilik, endişelilik ve hatta ölüm düşüncelerine bile yol açabilir (bu da çok tanıdık, değil mi???, çeviren). Yetersizlik aynı zamanda hafıza sorunlarına, iştah kaybına, uykusuzluğa ve sindirim sistemi sorunlarına yol açar. Rafine şeker (yukarıda bahsettiğim gibi, kolay eriyen basit şekerler, çeviren) tüketimi vücudun B1 birikimini tüketir.

B3 Vitamini (niyasin): Psikoz ve demans gibi semptomlara yol açan pellagranın (vitamin yetersizliğinden dolayı deride meydana gelen bir hastalık, çeviren), diğer belirtilerle birlikte niyasin eksikliği sonu oluştuğu ortaya çıkmıştır. Artık pek çok ticari gıda niyasin içermektedir ve de pellagra neredeyse tamamen yok olmuştur. Ancak, klinik belirtiler vermeyen B3 vitamini yetersizlikleri ajitasyon (sinirlilik, gerginlik hali, çeviren) ve gerginliğe yol açtığı gibi fiziksel ve ruhsal yavaşlamaya da yol açar.

B5 Vitamini (Pantotenik asit): Yetersizliğinin belirtileri, bitkinlik, kronik stres ve depresyondur. B5 vitamini honmonel oluşum, amino asitlerin emilimi ve asetilkolin adlı beyin kimyasalı için gereklidir ve hep birlikte bunlar, belli bir takım depresyonların önlenmesi için gereklidir.

B6 Vitamini (piridoksin): BU vitamin, tüm proteinlerin ve bazı hormonların yapı taşı olan amino asitlerin işlenmesinde yardımcı olur. SERATONİN, MELATONİN ve DOPAMİN (duymuş muydunuz???, çeviren) üretiminde gereklidir. Az görülse de yetersizliği, bağışıklık sistemi zayıflığı, deri lezyonları ve ruhsal karmaşaya yol açar. Marjinal bir yetersizlik, bazen alkoliklerde, böbrek yetersizliği hastalarında ve oral konstraseptif kullanan kadınlarda görülebilir. MAOI’lar (monoamin oksidaz inhibitörü denen bir antidepresan grubu, çeviren), ironik biçimde bu vitaminin yetersizliğine yol açabilir. Pek çok beslenme odaklı doktor, çoğu diyetin bu vitaminin yeterli miktarını sağlamadığını düşünmektedir.

B12 Vitamini: B12 vitamini kırmızı kan hücresi oluşumu için önemli olduğundan, yetersizliği, “ölümcül anemi” (yanlış çevirmiş olibilirim, tıbbi hedesel karşılığını bilen varsa yazsın, çeviren) denen bir probleme yol açmaktadır. Bu bozukluk, duygusal salınımlara, paranoyaya, sinirliliğe, kafa karışıklığına, demansa, halisünasyonlara, maniye ve ileri aşamada iştah kaybı, dikkatsizlik, sersemlik, zayıflık, nefes yetersizliği, kalp palpasyonları, ishal ve el ve ayaklarda karıncalanma hislerine yol açar. Yetersizliğin oluşması uzun zaman alır çünkü bünye karaciğerde 3-5 yıllık bir depo tutar. Yetersizlik baş gösterdiğinde, bu genellikle B12 vitamininin bağırsaklardan emilimine izin veren içsel bir etmene, bir enzimin yokluğuna bağlıdır. İçsel faktör yaşla yok olduğundan, yaşlı insanlar B12 yetersizliğine daha yatkındır.

Folik Asit: Bu B vitamini DNA sentezi için önemlidir. Aynı zamanda SAM (S-adenosil metionin) üretimi için de gereklidir. Yetersiz beslenme alışkanlıkları ve hastalık hali, alkolizm ve aspirin, doğum kontrol hapları, barbitüratlar ve antikonvüülsanlar gibi bazı ilaçlar, folik asit yetersizliklerine katkıda bulunur. Genelde B12 vitaminiyle birlikte ele alınır çünük B12 yetersizliği, folik asit yetersizliğini maskeleyebilir. Hamile kadınların, gelişen fetusta nöral tüp bozukluklarının önüne geçilebilmesi için sıkça bu vitamini almaları önerilir.

Depresyon için Vitamin mi?

C Vitamini
Klinik belirti vermeyen yetersizlikler depresyona, bu da takviye gerekliliğine yol açabilir. Takviye, özellikle ameliyat veya iltihabi bir rahatsızlık geçirmişseniz önemlidir. Stres, hamilelik ve emzirme aynı zamanda vücudun C vitamini ihtiyacını arttırır, diğer taraftan aspirin, tetrasiklin ve doğum kontrol hapları vücut depolarını azaltabilir.

Mineraller
Birçok mineralin yetersizliği de depresyona yol açabilir.
Magnezyum: Yetersizliği depresif belirtilerle birlikte şaşkınlık, ajitasyon, tedirginlik ve halisünasyonlar gibi birçok fiziksel probleme de yol açabilir. Pek çok diyet yeterli magnezyum içermez ve aynı zamanda stres magnezyum azalmasına katkıda bulunur.
Kalsiyum: Azalması merkezi sinir sistemini etkiler. Düşük kalsiyum seviyeleri tedirginlik, korku, endişe, evham, sinirlilik ve duygusuzluk, uyuşukluk gibi durumlara yol açar.
Çinko: Yetersizliği ilgisizlik, iştah yoksunluğu ve uyuşukluğa yol açar. Çinko yetersiz kaldığında vücuttaki bakır toksik seviyelere yükselebilir ve bu da paranoya ve korku haline yol açar.
Demir: Depresyon genellikle kronik bir demir yetersizliği semptomudur. Diğer semptomlar da genel zayıflık, neşesizlik, bitkinlik, iştah azlığı ve baş ağrılarını içerir.
Manganez: Bu metal, B-kompleks ve C vitaminlerinin uygun kullanımı için gereklidir. Amino asit oluşumunda rolü olduğundan, yetersizlik serotonin ve norepinefrin yetersizliğinden kaynaklanan depresyona yol açabilir. Manganez aynı zamanda kan şekerini dengeler ve hipoglisemik duygu durum salınımlarının önüne geçer.
Potasyum: Azalması genellikle depresyonla, ağlamaklılık, zayıflık ve bitkinlikle alakalıdır.

Nancy Schimelpfening
http://depression.about.com/




Herhangi bir kronik rahatsızlığınız varsa DR'unuz danışmanızı tavsiye ederim. 



28 Aralık 2016 Çarşamba

Sağlıklı bir Cilt için yapılması gerekenler...




Doğru adımları atarak nasıl sağlıklı bir cilde sahip oluruz?
Sağlıklı bir cilde sahip olmak için cildi dıştan etkileyen faktörleri iyi yönetmek gerekir. Bilindiği gibi cildin yaşlanmasında ve sağlığında içten ve dıştan gelen olmak üzere iki tür etken söz konusudur. İşte biz insanların yapabilecekleri şeyler dıştan gelen faktörler ile ilgilidir. Kişinin bu faktörlere dikkat etmesi ve iyi yönetmesi sağlıklı ve güzel bir cilt için gerekli şartlardır...

- Yapılan araştırmalar iyi bir nefes alıp verme egzersizinin de güzel ve sağlıklı bir ciltte etkili olduğunu ortaya koymuştur. Öncelikle yapılması gereken doğru nefes alma yöntemini uygulamaktır. Doğru nefes alma vücuda bol oksijen girmesini, doğru nefes verme ise aldığımız nefesten dolayı açığa çıkan karbondioksiti dışarı atmamız için önemlidir.
Doğru nefes alıp vermenin cilt için önemli faydası vardır. Doğru nefes almada burundan nefes alarak oksijeni karnımıza kadar doldurmak gerekir. Sonra aldığımız nefesi biraz tuttuktan sonra yavaş bir şekilde veririz. Alınan nefes ağızdan verilmelidir. Ayrıca nefes verirken ciğerlerden tamamen atılmalıdır. Bilindiği gibi iyi bir nefes alıp verme egzersizi stresle mücadelede de etkili bir yoldur. Stresinde cilt üzerindeki olumsuz etkileri bulunmaktadır.

- Gün içinde bol bol su içmek cildi nemlendirir ve toksinlerden arındırır. Özellikle cildi kuruyan ve çatlaklar oluşan kişiler gün içinde bol bol su içmelidir. -
- Güzel ve sağlıklı bir cilt için düzenli ve yeterli uyumak da gereklidir. Düzenli ve yeterince uyumayan kişilerin ciltleri sorunlu görünür. Kişi uyuyunca uyku sırasında ciltteki hücrelerde yenilemeler olur. Böylelikle cildin yaşlanması daha geç olur. ( İçmeniz gereken su miktarının kilonuzla orantılı olduğunu unutmayın !!!) -

- Sağlıklı bir cildin olmazsa olmazlarından birisi düzenli olarak spor ve egzersiz yapmaktır. Düzenli olarak egzersiz yapılması damarlarımızdaki kanın vücutta daha iyi dolaşmasını sağlar. Kan dolaşımının iyi olması tüketilen besinlerin daha iyi sindirilmesine ve emilimine yardımcı olur.
Düzenli egzersizin ilk aşamalarında kişinin cildi daha sağlıklı bir görünüm almaya başlar. Sonrasında ise cilt sürekli olarak kendini yenilemeye başlar Bunun anlamı ciltteki hücrelerin yenilenmesidir. Yenilenen hücreler elbette ki yaşlanmayı geciktirir. Tabi egzersiz yaparken kişinin bulunduğu yaş dönemini de dikkate alarak yapmak gerekir. Genç bir insanın yapacağı egzersizle daha olgun yaştaki bir kişinin yapacağı egzersizin şekli ve dozu farklı olacaktır.
Açık havada da egzersiz yeterince temiz hava ve oksijen depolamak için elverişli olabilir. Fakat güneşin yoğun olduğu ve sıcaklığın kendini iyice hissettirdiği öğlen saatlerinde spor yapmak cilt için zararlı tesirler yapacaktır. Dolayısıyla açık havada spor yaparken güneş faktörünü de değerlendirmek gerekir.

- Beslenme konusunun da sağlıklı ve güzel bir cilde sahip olmada etkisinin olduğu bilinmektedir. Yediğimiz ve içtiğimiz besinlerden dolayı vücutta bazı zararlı maddeler açığa çıkar. Vücuttaki böbrek, karaciğer ve bağırsak gibi organlar vasıtasıyla atılır. Fakat dengesiz ve sağlıksız beslenmeden kaynaklı olarak bu organlarda sorunlar oluşabilir ve bu organların istenilen şekilde çalışmasında sorun oluşabilir. Bu da vücuttaki zararlı maddelerin dışarı atılmasını engeller veya sorunlu olur.

- Ayrıca sigara ve alkol kullanımı, aşırı yağlı yiyecekler tüketme gibi etkenler de böbrek, karaciğer ve bağırsakların düzenli olarak çalışmasını engeller. Düzenli olarak çalışmayan bu organlardan dolayı ciltte çeşitli lekeler ve sorunlar oluşabilir. Kafeinli içeceklerin de bu yönde olumsuz bir etkisi vardır.

- Sağlıklı ve düzenli beslenme, yetersiz beslenme değildir. Kişi yeterince beslenmelidir ve alması gereken proteinleri, vitaminleri ve mineralleri almalıdır. Aksi halde ciltte yine sorunlar oluşabilir. Örnek vermek gerekirse; yeterince protein almayan bir kişinin cildi daha solgun, cansız ve kuru görünür. Yeterince C vitamini almayan kişinin cildi soluklaşır ve güçsüzleşir. Yeterince A vitamini almayan kişinin cildi kuru görünür ve cilt daha hızlı yaşlanır. Aynı şekilde diğer vitaminlerin eksikliklerinde de pürüzlü ciltler, kuru ve solgun ciltler, ciltte çatlaklar gibi durumlar oluşur.

- Sağlıklı bir cilt için çinko minerali, beta-karojen ve E vitamininin de önemli olduğu bilinmektedir. Bu amaçla beslenmede taze meyve ve sebzelere ağrılık vermek, balık tüketmek, bakliyatlardan beslenmek çok önemlidir. Ayrıca yemeklerde saf zeytinyağı kullanmak da cilt sağlığı için oldukça faydalıdır. Çünkü saf zeytinyağı önemli bir yağ asididir.

*Alıntı

2 Kasım 2016 Çarşamba

Tam Besleniyor Muyuz?

Tam Besleniyor Muyuz?

Besin eksikliğin vücüdümuzda bazı sinyaler verdiğini biliyor muydunuz?

Çoğumuz "Şu (XYZ hastalık) beni asla yakalamaz" veya "Genciz ve her tür hastalık ile savaşabiliriz"düşünürken sağlığımızın garantide olduğunu düşünürüz.



Kötü beslenme, sağlıksız yaşam tarzı ne kadar çok insanı hasta ediyorsa da, bununla beraber kronik hastalıkların arttığı gerçeği ile de karşı karşıyayız.

7 ortak Beslenme Yetersizlikleri

1.-  Kalsiyum;
Kalsiyum, güçlü kemikler, kas ve sinir fonksiyonunu muhafaza etmek için önemlidir.
Kalsiyum eksikliği işaret; yorgunluk, kas krampları, anormal kalp ritimleri ve iştahsızlık belirtiler arasındadır.

2.- Vitamin D
Bu vitamin kemik sağlığı için önemlidir. Yorgunluk, kas ağrıları veya zayıflığı - D vitamini eksikliği belirtileridir.
"Uzun vadede devam ederse, bir D vitamini eksikliği kemik yumuşamasına yol açabilir,"

3.- Potasyum
Potasyum böbrekler, kalp  ve diğer organların düzgün çalışmasına yardımcı olur. Araştırmalara göre böbrek rahatsızlığı ishal veya kusma, aşırı terleme, ya da antibiyotikler kısa vadede potasyum düşmesine neden olabilir.
Bir eksikliği belirtileri kilo kaybı, kas zayıflığı, kabızlık ve ciddi vakalarda, anormal kalp ritmi içerir.

4.- Demir
Demir vücudunuzun kırmızı kan hücreleri yapmanıza yardımcı olur. Demir düzeyi çok düşük olduğunda, vücudunuzun etkin bir oksijen taşıyamaz.
Ortaya çıkan anemi yorgunluğa neden olabilir. Ayrıca soluk ve mat cilt, ince, seyrek saçları  fark edebilirsiniz.

5.- B12 Vitamini
B12 vitamini DNA üretimini yardımcıdır ve beyinde nörotransmitter olmasına yardımcı olur.
Harvard Sağlık Yayınları göre, Vitamin B12 eksikliği vejeterjanların artması ve zayıflama ameliyatlarının çoğalmasından dolayı daha yaygın hale gelmektedir.
Şiddetli B12 eksikliğinin belirtileri bacaklar, eller, veya ayaklarda uyuşma; yürüme ve denge ile
ilgili sorunlar; anemi; yorgunluk; zayıflık; şiş ve iltihaplı dil; hafıza kaybı; paranoya; depresyon; Kaygı bozukluğu; halüsinasyonlar.
Hayvansal kaynaklardan B12 vitamini alabilirsiniz. "Daha fazla balık, tavuk, süt, ve yoğurt yiyerek
B12 seviyelerini atırabilirsiniz,".

6.- Folik Asit - Folat
Folat ya da folik asit, çocuk doğurma yaşına gelmiş kadınlar için özellikle önemli bir vitamindir.
Araştırmalar, bir folat eksikliğinin, doğmamış bir çocuğun hücrelerinin ve büyük kırmızı kan hücrelerinin toplam sayısı yanı sıra, nöral tüp defektlerinde bir azalmaya neden olabileceği göstermiştir.
Folat eksikliği belirtileri yorgunluk, gri saç, ağız ülseri, kötü büyüme ve şişmiş dil

Tıp Gıda ve Beslenme Kurulu Enstitüsü hamile kalmayı düşünen kadınlar için günlük folik asit takviyesi almasını tavsiye etmektedir.

7.- Magnezium
Magnezyum desteği kemik sağlığında ve enerji üretiminde yardımcı olur. Sağlıklı insanlarda eksikliği nadir görünmektedir.
Uluslararası Ensitütü Diyet Takviyeler Sağlık Dairesine  göre, bazı sağlık koşullarda, ilaç alımında ve fazla alkol tüketiminde magnezum eksikliğine rastanabilir.
Magnezyum eksikliği iştahsızlık, bulantı,kusma, yorgunluk ve halsizlik kaybına neden olabilir. Daha ciddi durumlarda,  uyuşukluk, kas krampları, nöbetler, anormal kalp ritimleri, kişilik değişiklikleri, ya da potasyum veya kalsiyum düzeylerinin düşmesine yol açabilir.


Eğer kronik bir hastalığınız oluşursa, durumu geriye almak çok geç ya da çok zor olabilir.
Yapılacak en iyi şey, sağlıklı yaşayarak mineral ve vitamin desteklerinizi alarak hastalığı önlemeniz.

Maalesef günümüzün şartlarında bedenimizin ihtiyacı olanını yeterince alamıyor.

Özellikle büyük şehirlerde soluduğumuz havanın kirliği, yediğimiz besinlerin değişikliğe uğraması bunlara bir sebep.

Takviyeler, sağlığınızı artırmak için gerçekten harika bir yoldur.

Kendinizde anormal bir durum olduğunu düşünüyorsanız, hiç zaman kaybetmeden ilk olarak Aile Doktorunuza başvurun.

Lütfen unutmayın. Önemli olan hastalıklardan kurtulmak değil. Önemli olan şu anda DR 'larımızın üzerinde durduğu "KORUYUCU HEKİMLİK" ile sağlığımızı korumak ve daha iyi ve kaliteli bir hayata kucak açmak.

Her nefes bize verilmiş yeni bir şanstır. Önemli olan bu şansı iyi değerlendirmek.

Sevgi ve ışıkla kalın...

29 Ekim 2016 Cumartesi

Reiki ve Şifa




REIKI Nedir?
Kelime - Rei ve Ki- iki Japon kelimelerinden oluşmaktadır .
Japonca'dan dilimize tam bir çevirinin zor olduğunu akılda tutmak gerekir .
Rei - "Evrensel Yaşam " ve Ki " Enerji " anlamına gelir ve sözler bir ruhsal şifa bağlamında kullanılır

Reiki; iyileşmeyi hızlandıran, stresi azaltma ve rahatlama için bir Japon tekniğidir. Bu "eller " tarafından yönetilir ve görünmeyen " yaşam gücü enerjisi " akar. Kişinin " yaşam gücü enerjisi " düşükse , o zaman hasta ya da stresli hissetme olasılığı daha yüksektir ve yüksek ise , biz mutlu ve sağlıklı olmamızı engeller.
Reiki, Bilimsel olarak da kanıtlanmış olup, meditasyon , masaj ya da dua değildir. Ama uygulayıcılar ve şifayı alanlar açıklaması zor olsa da, reiki ile iyileştiklerini söylüyorlar . Reiki uyumlaması ve eğitimini almış herkez önce kendini için, sonra aile ve çevresi için Reiki'ye kanal olabilir.

4 bedenin(fiziksel ruhsal duygusal zihinsel) de sağlıklı olabilmesi için çakraların dengeli olması gerekmektedir. Blokajlı olan çakralar çeşitli sağlık ve ruhsal sorunlara neden olabilir.Reiki masterı şifa seansı sırasında sizinle çalışırken hangi çakralarınızın blokajlı olduğunu anlayabilir ve gerekli şifalandırmayı yaparak sizi yönlendirir. Enerji ile çakraları dengelemenin yanı sıra beslenmizle ilgili yapacağınız iyileştirmelerle de dengelemeye katkı sağlayabilirsiniz.

Reiki Şifasının 12 Faydası:
Genel plarak sağlığınıza katkısı vardır ve kendinizi iyi hissetmenizi sağlar.
Ağrılarınıza iyi gelir.
Zihninizi berraklaştırır.
Stres ve gerginliği azaltır.
Depresif hisleri azaltır.
Kaygı ve gerginliği azaltır.
Uyku kalitesini arttırır.
Sindirim sistemini rahatlatır.
Özsaygıyı güçlendirir.
Farkındalığı arttırır ve hisleri kuvvetlendirir.
Madde kullanımını(sigara vs.) bırakmaya yardımcı olur

28 Ekim 2016 Cuma

Farkındalığın (Mindfulness) farkında mısınız?




Farkındalığın ( Mindfulness) farkında mısınız?

Sanırım birçoğumuz "Evet" diyecek bu soruya karşı. Basit gibi görünen bu kelime, bir taraftan birkaç kelime ile anlatılması zor.

Farkındalık kişiye ve olaylara göre değişkenlik gösterir. Birçoğumuz farkında olmadığımızın farkında bile değilizdir.
Aynı evde hayatı paylaştığımız insanlarla bile farkındalığımız değişkendir. Tecrübenin insanların kendi farkındalığı
üstündeki etkisi büyük. Yaş aldıkça zamanın geçtiğinin, geçmişte kaçırdıklarımızın farkına varıyoruz aslında.

Aslında şu anda farkında olsak ne geçmişi ne de geleceği yargılarız. Çünkü şu AN'da oluruz. Geçmiş ve gelecek ile ilgili ne Negatif ne de Pozitif düşünürüz.

Farkındalık bilincin ve zihnin aydınlanmasıdır. Bir rüyadan uyanışa benzetebiliriz.
Zihnimiz ne kadar açık ise an'ın o kadar bilincinde oluruz. Farkındalık bilincin açık halidir ve an'a odaklanmaktır.
Kısaca yaşam kalitemizi yükseltmektir.

Modern dünyadaki koşturmaca ve sürekli zamana karşı yarıştığımızdan, finansal ve diğer sorunlarla uğraştığımızdan,
farkında olmadığımız şey bunların içinde kaybolduğumuz.

An'ı yaşayamadığımız için elimizden kaçanları görmüyoruz. Kendimiz dışında herkeze ve her şeye öncelik veriyoruz.
Kendimizi bu kadar ihmal ederken ve farkında olmazken ne kadar mutlu ve özgür olabiliyoruz?!

Araştırmalar sonucunda ve doğu felsefesine istinaden, farkındalığın genel ve ruhsal sağlık üzerinde çok büyük etkisi
olduğu gözlemlenmiştir. Sorunların algılanması ve baş edilmesinde farkındalık egzersizlerin etkisi olduğundan, sizlere bununla ilgili birkaç ipucu vermek istiyorum;

1- Yürürken çevrenizin, insanların farkına varın. Evinizin yanında bulunan ağacın, yaptığınız işin
(Çay hazırladığınızın, bulaşık yıkadığınızın gibi...), öğle yemeğinde olduğunuzun, telefonda konuştuğunuzun
farkına varırsanız, bu gibi minik egzersizler ne ile meşgul olduğunuz önemli olmaksızın, sizi AN'a taşıyan bir
egzersizdir.

2- Kendiniz için kısacık bir ara verin ve nefes alın. Bu kısacık ara, sizin tekrar AN'a odaklanmanızı ve net görmenizi
sağlar.

3- Rahatlamak için kendinize zaman verin.

4- Nefes egzersizi yapın.
Kişilerin negatif ve olumsuz duygulara odaklanmasının en büyük nedenlerinden biri diyafram nefes yerine,
üst solunum yapmasının sonucudur. Diyafram nefesi daha önce bahsettiğimiz burundan nefes alarak karnımızın şişmesidir.
5 dk'a yapacağınız ve odaklanacağınız nefes egzersizi ile aşağıdaki olumlamaları da kullanabilirsiniz;

- Kendimi Seviyorum.
- Kendimi olduğum gibi kabul ediyorum.
- Ben ve tüm sevdiklerim güvende.
- Şimdinin gücünün farkındayım.
- Hayatı seviyorum.

5- Gevşeyin ve düşüncelerinizi serbest bırakın.

6- Bu egzersiz sonrası işlerinize hemen adapte olmanız zorlaşabilir o nedenle kendiniz için ufak da olsa bir şey yapın. Mesela " Kendim için bir kahve yapacağım " diyebilirsiniz... :)


Hayat ne otuzunda, ne kırkında, ne de ellisinde başlar. Hayat, sen FARKINDA olduğunda başlar....

Sevgi ve Işıkla Kalın











20 Ekim 2016 Perşembe

Nefes Terapisi ile Şifalanın


Hayatımız Nefes ile başlar ve ve nefes ile biter.  Yaşamsal devamımızı sağlamamız için en gerekli eylemdir nefes.
Günlük koşuşturma içerisindeyken ne kadar doğru nefes alabiliyoruz bu en önemli soru.


Nefes ve yaşam bu kadar birbine bağlı iken, doğru nefes ile neler kazanacağımızı bir düşünelim.

Tarihte en eski tedavi yöntemi olan Nefes Terapisi, bedende oluşturduğu iyileşme ve yenilenme etkisi ile ve şifa bulmamızı destekleyen en temel kaynaktır. Doğru nefes almayı öğrendiğimizde yaşam kalitemiz arttığı gibi ömrümüz de uzuyor.

Örnek verecek olursak evcil doslarımızdan köpekler ve kediler ağızdan nefes aldıp verdiklerinden ortalama 18 yıl yaşıyorlar. Ancak buna karşın kaplumbağlar burundan nefes aldıp verdiklerinden 250 yaşına kadar ulaşıyor ömürleri.


Eski zamanlarda birçok hastalığın tedavisinde Sufi nefesi kullanılmıştır. Tibetli Rahipler de daha açık bir zihin için nefes çalışmasını kullanmaktadırlar.


Peki doğru nefes alıyor muyuz ve Nefes Terapisinin faydaları nelerdir?

1- Gerçek şifa Temeli,
2- Zengin ve Doğal Hücresel Osijenlenme
3- Yüksek enerji üretimi
4- Dik ve Dengeli bir Duruş ( Postür) formu
5- Düzenli sindirim ve boşaltım sistemi
6- Taze & Canlı Dokusal Yapı
7- Sağlıklı damar yapşısı ve Cinsel güç
8- Farkındalık oluşması

Elbette faydalarını daha da genişletebiliriz ancak Fiziksel - Ruhsal - Zihinsal - Duygusal kısacak 4 Bedenimizin şifalanmasını destekler.

Sizlere basit bir nefes uygulaması örneği vermek istiyorum;

Rahat bir pozisyonda ( bağdaş kurabilirsiniz,  dizlerinizin üstüne oturabilirsiniz veya koltuk- sandalye de oturabilirsiniz) omuzlarınız ve omurlarınız  bir hizada dik olarak oturun.
Gözlerinizi kapayın ve nefesinize odaklanın. Hiç bir şey düşünmeyin. Sadece nefesinize odaklanın.
(Hafif bir meditasyon müziği açabilirsiniz veya kulaklığınızdan dinleyebilirsiniz. )
Yavaşca burnunuzdan aldığınız nefesi aynı yavaşlıkda verin. Zihninizin boşaldığını hissedeceksiniz.
Nefesinizi alıp verdikçe kaşlarınızın arasında bir yoğunluk hissedeceksiniz. Bu farkındalığınızın arttığı andır.

Kaşlarınız arasındaki bu nokta 3. Göz - Alın Çakrasıdır. Düzenli nefes çalışması ile 3.Göz aktivasyonu gerçekleşmesi mümkündür. Bu sezgilerimizin kuvvetlenmesini, doğaüstü yeteneklerimizin ortaya çıkmasını, gözlerimizle göremediklerimizi görmemize sağlar. Elbette bu sizin hazır hissettiğiniz kadarı olur. O nedenle korkmanız gereken bir durum değildir.

Nefes çalışmasını yaklaşık 10 dk kadar yapabilirsiniz. Kendinizi rahatlamış ve odaklanmış hissedeceğinizi fark edeceksiniz.

Sağlıklı ve bol Nefesli günler dilerim.....








17 Ekim 2016 Pazartesi

Omega 3 ve Evcil Hayvanlarımız



Bu günlerde ek gıda ile ilgili bazı araştırmalar yapıyorum ve sık sık aslında evde bizimle kalan Evcil dostlarımızın da bizim kadar ek gıdalara ihtiyaçları olduğunu görüyorum.

Resimde gördüğünüz Puki. 11 aylıkken benimle yaşamaya başladı ve şu anda 11 yaşında. Barınağa gitmesin diye aldım. Elimden geldiğince sağlıklı ve kaliteli bir hayatı olmasını istediğimden iyi bakıyorum güzel dostuma.  Geçen sene kan testi sonuçlarını aldığımda Veteriner, onun çok iyi beslendiğini ve bakıldığını ve yaşına göre testlerin çok iyi olduğunu belirtti. Sanırım bunlar dönem dönem verdiğim Vitamin ve desteklerle ilişkili.









Omega 3 bunların en başı.  Omega 3 içeren bir mama veya Omega 3  haricen kendi kullandığınız bir ürün verebiliyoruz. Ben Puki 2 yaşındayken geçirdiği rahatsızlık nedeniyle Solgar'ın Omega 3 ünü vermiştim. Şimdi ise kendi kullandığım Kyan Sunset'i veriyorum  çünkü vahşi Alaska somon balığı, soğuk suda yaşayan bir balık olduğundan zengin bir Omega3 sunmaktadır.
Ayrıca vejeteryan bir balık olduğundan diğer balıkları beslenme amacıyla yemediğinden ağır metal içermez. Ayrıca Kyani Sunset E Vitamini ile zenginleştirilmiş bir formüle sahiptir.

Kedilerde ve köpeklerdeki Omega yağ asitlerinin faydaları şunlardır;

- Bilimsel araştırmalarda Omega yağ asitlerinin köpeklerdeki ekzamayı önleme açısından fayda görülmüş.
- Deri ve tüy sağlığının korunması
- Bağışıklık sisteminin güçlenmesi
- Kötü huylu kanser hücrelerinin oluşma riskini azaltır
- Köpeklerde şeker hastalığı riskini azaltır.
- Kandaki kolsterol seviyesinin düşmesinde yardımcı olur
- Sinir sisteminin gelişmesinde yardımcı olur
- Kalp hastalıklarında korumasağlar
- Zeka geliştirici özelliği ile insanlarda olduğu gibi hayvanlarda da etkisi vardır.
- Düzenli olarak Omega 3 ile zengin besinler veya takviye tüketenlerde beyin yaşlanması da gecikmektedir. 

Konu ile ilgili yardım almak isterseniz lütfen mesaj gönderin.